Home

Derneğimiz tarafından düzenlenen 1. MBCDD Kursu,  200 kursiyer, 36 konuşmacıyla, Metabolik-Bariatrik Cerrahi ameliyatları, beslenme tedavisi, multidisipliner çalışma, diyetisyenin rolü, hasta takibinin önemi ve obeziteye dair birçok konunun paylaşıldığı oturumlarla 4-5 Kasım 2017 tarihleri arasında Renaissance İstanbul Polat Bosphorus Hotel’de gerçekleştirildi. 
 
Emeği geçen herkese MBCDD Yönetim Kurulu olarak teşekkür ederiz…

Metabolik cerrahinin genel tanımı, “metabolik bir hastalığın cerrahi yöntemler ile tedavisi edilmesidir”. Bu bağlamda hematolojik hastalıklar nedeniyle yapılan dalak ameliyatları da esasen sistemik bir hastalığın ameliyat ile tedavi edilmesi nedeniyle Metabolik Cerrahi çatısı altında ele alınabilir. Klinik uygulamalarda sıklıkla kullanıldığı şekliyle Metabolik Cerrahi ise ”diyabet ve diğer metabolik hastalıkların tedavisini amaçlayan, mide ve barsağa yönelik girişimlerin yapıldığı cerrahi dal” olarak tanımlanır. 2007 yılında çok sayıda tıbbi disiplinin temsilcilerinin katılımıyla Roma’da yapılan uluslararası “Diyabet Cerrahisi Zirvesi”, ilk kez tip 2 diyabetin tedavisi için uygun hastalarda metabolik cerrahiyi önermiştir.

1950’lerden bu yana uygulanmakta olan obezite cerrahisi, diğer adıyla bariatrik cerrahi, kilo verilmesini sağlamak amacıyla yapılan cerrahi girişimlere verilen genel addır. 1980’lerin başında tip 2 diyabeti olan ve mide by-pass ameliyatı geçiren birçok kişinin diyabet durumunda da iyileşmeler gözlenmiştir. Bu iyileşmenin uzun süreli olduğu görüldü, 14 yıllık bir takip çalışmasında, mide by-pass ameliyatı geçirmiş ve yeterli süre takip edilmiş olan tip 2 diyabet hastalarının % 83’ünde kan şekeri, glikolize hemoglobin ve insülin düzeylerinin normal olduğu saptanmıştır.

Obezite cerrahisinin kilo kaybı haricinde farklı mekanizmaları etkileyerek başta tip 2 diyabet olmak üzere diğer metabolik hastalıklara da fayda sağladığının fark edilmesi ile “Metabolik Cerrahi” disiplini doğmuştur. 1980’lerden bu yana tip 2 diyabete yönelik birçok farklı tipte metabolik cerrahi girişiminin etkili olduğu gösterilmiştir.

Her obezite cerrahisi girişimi, organ ya da organlar üzerinde biyolojik bir sonuç yarattığı için aynı zamanda bir “metabolik cerrahi” girişimidir. Öte yandan “obezite cerrahisi”nin temel amacı kilo verilmesi iken, obez olmayan bireylerde de gerçekleştirilebilen Metabolik Cerrahi’ nin temel amacı başta tip 2 diyabet olmak üzere diğer metabolik hastalıkların tedavisinde fayda sağlamaktır.

Metabolik cerrahinin sağladığı faydalardan en çarpıcı olanı hastaların büyük çoğunluğunda diyabetin -hasta henüz anlamlı şekilde kilo kaybetmeden önce- erken dönemde iyileşme göstermesidir. Ayrıca kolesterol ve diğer kan yağları ile ilgili bozukluklar, kan basıncı yüksekliği (hipertansiyon), uykuda solunum durması gibi eşlik eden metabolik sorunların iyileştiği görülmüş, kalp damar hastalıklarına bağlı ölümler de azalmıştır. Metabolik cerrahi ile ortaya çıkan erken değişimlerin arka planında mide-barsak ve pankreas kaynaklı hormonların rol oynadığı düşünülmektedir.

Obezite cerrahisinden doğan metabolik cerrahi, amaçları ve sonuçları açısından farklı bir yol izlemektedir. Uluslararası Diyabet Federasyonu (International Diabetes Federation – IDF), diyabet tedavisi amacıyla uygulanan metabolik cerrahi girişimlerin etkinliğinin diyabete özgü ölçütler ile değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.11

Amerikan Kalp Derneği (AHA) ve Amerikan Diyabet Derneği (ADA)’nin 2015 yılında yaptıkları ortak açıklamada, Metabolik/Bariatrik cerrahi ile “obezite ile ilişkili olan diyabet gibi çoğu durumun geri döndürülmesinin veya daha iyi bir duruma getirilmesinin mümkün olduğunu” bildirmiştir. Metabolik / Bariatrik Cerrahi’nin kalp ile ilişkili olguları ve tüm nedenlere bağlı ölümleri azalttığı da belirtilmiştir.

Tüm cerrahi girişimlerde olduğu gibi fayda zarar ilişkisi bakımından, diyabetin ortadan kalkma olasılığı ve yaşam süresince görülebilecek diyabet ile ilişkili sağlık sorunları ve ölüm riskinin azaltılması gibi faydaların yanı sıra cerrahi girişimin yaratabileceği sağlık sorunları ve ölüm riski de dikkate alınmalıdır. Bu anlamda özellikle laparoskopik olarak yapılan obezite cerrahisi/metabolik cerrahi girişimlerinin ölüm riski görece düşüktür, ameliyat sonrasındaki 30 gün içerisinde ölüm riski %0.2’dir. Bu oran, safra kesesi ameliyatı ile aynıdır.

Türkiye Metabolik Cerrahi Vakfı, metabolik sendrom ve diyabet ile ilişkili araştırmalar, eğitimler ve uygulamalar yaparak metabolik cerrahi disiplinine katkıda bulunmak, Türkiye’de metabolik hastalıkların yükünü azaltmak, toplum sağlığını ve refahını geliştirmek hedefi ile 2014 yılında kurulmuştur.